Güzel Sanatlar ve Edebiyat Konu Anlatımı

Güzel Sanatlar nedir?

Bir duygu, tasarı, güzellik vb.nin anlatımında kullanılan yöntemlerin tamamına veya bu anlatım sonucunda or­taya çıkan üstün yaratıcılığa “sanat” denir. Edebiyat, müzik, resim, heykel, mimarlık, tiyatro gibi insanda coşku, estetik bir zevk ve hayranlık uyandıran sanatla­ra “güzel sanatlar” denir.

Tema Nedir?

Güzel sanatlarda “güzellik” esastır; ancak bu güzellik, insanın yarattığı bir güzelliktir. Sanatta estetik çok önemlidir. Bilindiği gibi, sanatsal yaratının genel yasa­larıyla sanatta ve hayatta güzelliğin kuramsal bilimine, güzel duyuya estetik denir. Güzel sanatlarda, yarar sağlama amacı güdülmeden sadece estetik bir güzel­lik meydana getirmek amacı güdülür. Elbette sanat eserinin bir teması vardır; ama bu onun yarar sağlama amacıyla yazıldığını göstermez. Bilindiği gibi sanat eserinde okuyucuya veya izleyiciye verilmek istenen iletiye tema denir.

Güzel sanatların her birinin kendine özgü malzemesi vardır. Edebiyat da güzel sanatların bir koludur. Olay, düşünce, duygu ve hayallerin dil aracılığıyla sözlü ve­ya yazılı olarak anlatılmasına “edebiyat” denir. Güzel sanatları bir şema halinde gösterelim.

GÜZEL SANATLAR

İşitsel (Fonetik) Sanatlar

Görsel (Plastik) Sanatlar

Dramatik (Ritmik) Sanatlar

Sese,söze biçim verir.  Maddeye biçim verir.  Harekete biçim verir.
  1. Müzik
  2. Edebiyat
  1. Mimari
  2. Heykel
  3. Resim
  4. Hat
  1. Tiyatro
  2. Dans
  3. Sinema
  4. Bale
  5. Opera

Edebiyatın Güzel Sanatlar İçinde Yeri

Güzel sanatların her dalının kendine özgü malzemesi, anlatı aracı vardır. Tiyatronun malzemesi ses, görüntü, dekor vs.; mimarinin malzemesi taş, tuğla, mermer vs.; müziğin malzemesi ses, nota vs.; resmin malzemesi bo­ya, fırça, renk vs.; edebiyatın malzemesi de dildir.

Edebiyat sözcüklerle yapılan bir sanattır. Bu niteliğiyle edebiyat, tüm güzel sanatlar içinde insanlık düşüncesi­ne öncülük eder, olay ve durumları gerçekleşmeden ön­ce ortaya koyar. Kendi çağının düşüncelerinden hare­ketle gelecekte olabilecek olanları sezgi yoluyla bulur. Gelecekte neler olabileceği herkesten çok edebiyatçıla­rın zihinlerinde olgunlaşır. Bu açıdan edebiyatın güzel sanatlar içinde ayrı bir yeri ve önemi vardır. Söz değeri olarak müzik, tiyatro gibi sanatların ana kaynaklarından biridir edebiyat.

Genelde güzel sanatların, özelde de edebiyatın temel işlevi, insanlarda estetik bir zevk uyandırmaktır. Este­tik, güzel üstüne düşünme, güzeli hissetmedir. İyi, gü­zel, doğru, yararlı gibi kavramlar sanatla yakından ilgi­lidir. Bu kavramlar hiç kuşkusuz edebiyat için de ge- çeriidir. Sanat dallarının tümünde olduğu gibi edebi­yatta da güzellik temel amaçtır.

Edebî bir metinde duygu, hayal ve üslup vardır. Güzel sanatlar içinde edebiyatla en yakın ilişki içinde bulu­nan sanat dalı tiyatrodur. Çünkü tiyatro eserleri birer dilsel metin, yani edebiyat metnidir.

Edebiyatın Diğer Bilimlerle İlişkisi

Edebiyat, insanların duygu, düşünce ve hayallerini, il­gilerini konu alır. Bu açıdan edebiyatın diğer bilimlerle yakın bir ilişkisi vardır. Çünkü diğer bilimlerde de dü­şünme, hayal etme, ilgi duyma gibi kavramlar söz ko­nusudur. Edebiyatın özellikle psikoloji, sosyoloji, tarih, felsefe bilim dallarıyla çok yakın ilişkisi vardır.

  • Tarih: Geçmişteki olayları zaman ve yer göstere­rek anlatan, bu olaylar arasındaki ilişkileri, daha önceki ve sonraki olaylarla bağlantılarını, karşılıklı etkilenmeleri, her milletin kurduğu medeniyetleri, kendi iç sorunlarını inceleyen bilim dalıdır.
  • Sosyoloji: Toplumun oluşum, işleyiş ve gelişim ya­salarını inceleyen bilim dalıdır.
  • Felsefe: Varlığın ve bilginin kaynağını araştıran bi­lim dalıdır.
  • Psikoloji: Bir grubu, bir bireyi belirleyen hareket etme, düşünme, duygulanma biçimlerinin bütünü­nü inceleyen bilim dalıdır.
  • Matematik: Aritmetik, cebir, geometri gibi sayı ve ölçü temeline dayanarak niceliklerin özelliklerini inceleyen bilim dalıdır.
  • Fizik: Maddenin kimyasal yapısındaki değişiklikler dışında genel veya geçici yasalara bağlı, deneysel olarak araştırılabilen, ölçülebilen, matematiksel olarak tanımlanabilen madde ve enerji olgularıyla uğraşan bilim dalıdır.
  • Kimya: Maddelerin temel yapılarını, birleşimlerini, dönüşümlerini, çözümleme, birleşim ve üretim yöntemlerini inceleyen bilim dalıdır.
  • Tıp: Hastalıkları iyileştirmek, hafifletmek veya ön­lemek amacıyla yapılan teknik ve bilimsel çalışma­ları konu alan bilim dalıdır.

Edebiyatın bütün bu bilim dallarıyla az ya da çok ilişkisi vardır. Örneğin, bir edebiyat araştırmacısı incelediği bir eseri tam olarak anlayabilmek için yazarın ruh hâlini kavraması gerekir. Bunun için de psikolojiden yararlanır. J Yine toplumsal bir konuda yazılmış bir romanı inceler- §_ ken sosyolojiden, tarihî bir nitelik taşıyan edebi eserleri £ ve edebi kişilikleri incelerken de tarihten yararlanır. |

Dilin İnsan Ve Toplum Hayatındaki Yeri Ve Önemi

Dil, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan doğal bir araç, kendisine özgü kanunları olan ve ancak bu ka­nunlar çerçevesinde gelişen canlı bir varlık, temeli bi­linmeyen zamanlarda atılmış bir gizli antlaşmalar siste­mi, seslerden örülmüş sosyal bir kurumdur. Dilin en küçük birimi seslerdir. Seslerin oluşumunu ve özellik­lerini inceleyen bilim dalına fonetik denir.

Dilin Özellikleri

Doğal bir araç: Bu tanımdan da anlaşılacağı gibi dil, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan doğal bir araçtır. İnsanlar, isteklerini, duygu ve düşüncelerini bir­birlerine dil ile aktarırlar.

Canlı bir varlık: Dilin kendine özgü bazı kuralları vardır. Dilin tarihi süreçte, kendi içinde gelişen ve de­ğişen bir yapısı vardır. O kendi kurallarını kendisi ko­yan canlı bir varlık gibidir.

Gizli antlaşmalar sistemi: Dil bir gizli antlaşmalar sistemidir. Canlı ve cansız varlıkları, kavramları, hare­ketleri karşılayan kelimeler üzerinde, kelimelerin birbir- leriyle ilişkileri ve kelime sırası üzerinde âdeta toplu­mun bütün bireyleri gizli bir anlaşma yapmış gibidir.

Sosyal ve millî kurum: Dil sosyal bir kurumdur. Bi­reylerin üstünde, bütün bir toplumun malı olan ve bü­tün bir toplumu içine alan güçlü bir kurumdur. Toplu­mun en büyük dayanağı dildir. Bir toplumu ayakta tu­tan, bir milleti millet yapan değerlerin başında dil gelir.

Bütün bu özellikleriyle dil, insan ve toplum yaşamında çok özel bir yere sahiptir. Canlılar içinde konuşan yani dil aracılığıyla anlaşan tek tür insandır. İnsanlar, dil sa­yesinde, düşüncelerini ortaya koymakta ve tarih bo­yunca sürekli bir ilerleme içinde bulunmaktadır. Oysa diğer canlılar örneğin kuşlar yüzyıllar öncesinde oldu­ğu gibi yaşamını sürdürmektedir. Bu bakımdan dil, ge­lişmenin temelidir.

Aynı topraklar üzerinde yaşayan, aralarında dil, tarih, duygu, ülkü, gelenek ve görenek birliği olan insan topluluğuna millet denir. Bu tanımdan da anlaşılacağı gibi dil, milleti millet yapan değerler­den biridir. Millet duygu ve düşüncelerini, ortak ülküle­rini, kültürünü dil ile yaşatır. Dil, bir milletin yok olup gitmesini engelleyen önemli bir varlıktır.

Dillerin Farklılaşması

Diller, tarihî süreç içinde ana kaynağa göre kimi deği­şimler gösterir. Bu değişimler, şive, lehçe, ağız gibi isimlerle ifade edilir.

  • Lehçe: Bir dilin tarihsel, bölgesel, siyasal sebep­lerden dolayı ses, yapı ve söz dizimi özellikleriyle ayrılan koluna lehçe denir. Çuvaşça, Yakutça gibi.
  • Şive: Bir dilin bilinen tarihi seyri içinde kendinden ayrılmış olup bazı farklılıklar gösteren kollarına şi­ve denir. Kırgızca, Kazakça ve Azerice gibi.
  • Ağız: Aynı dil içinde ses, şekil, söz dizimi ve an­lamca farklılıklar gösterebilen, belli yerleşim bölge­lerine veya sınıflara özgü olan konuşma diline ağız denir. Karadeniz ağzı, Urfa ağzı, Ege ağzı gibi.

Dil, konuşmada ve yazıda kullanılışına göre konuşma dili ve yazı dili diye ikiye ayrılır.

  • Konuşma dili: Kelime hâzinesi yazı diline göre sı­nırlı olan ve günlük yaşamda kullanılan doğal dile “konuşma dili” denir.
  • Yazı dili: Bir ülkede resmi dil olarak kabul edilen ve her alanda aynı kurallarla kullanılan dile ise “ya­zı dili” denir.

Dilin Kullanımındaki Farklılıklar

Diller kullanım amacına göre farklı nitelikler gösterir. Bir dilin gündelik yaşamdaki kullanımıyla edebî eser­lerdeki, bilimsel eserlerdeki kullanımı farklıdır.

Bilimsel metinler: Bilimsel metinlerde nesnel, an­laşılır, açıklayıcı bir dil kullanılır. Bilimsel metinlerde dil, kesin olanı ifade edecek biçimde kullanılır. Duygusal­lık anlatıma mümkün olduğunca katılmaz.

Felsefi metinler: Felsefi metinlerde kavramsal bir dil kullanılır. Bu metinlerde düşünceyi ifade eden kav­ramlar öne çıkar. Kelimelerin daha çok, terim anlamla­rından yararlanılır.

Günlük konuşma: Günlük konuşmada, ihtiyaçları gi­dermeye dönük bir dil kullanılır. Günlük konuşmada kul­lanılan dil doğal bir dildir. İstekler, duygu ve düşünceler doğal bir biçimde dile getirilir. Felsefi terimlere, bilimsel bir üsluba gereksinim yoktur günlük konuşma dilinde.

METİN

Eskiden bir kitabın veya yazının aslında; yazar tarafın­dan yazılmış asıl nüshasına metin denirdi. Günümüz­de yazı hâline gelmiş, yayınlanıp okurun huzuruna çık­mış eselere metin denmektedir. Metin, bir yazıyı biçim, aniatım ve noktalama özellikleriyle oluşturan kelimele­rin bütünü olarak da tanımlanabilir. İnsanların başkala­rıyla iletişim kurmak, kendilerini onlara ifade etmek için bir araya getirdikleri yazılı veya sözlü cümleler top­luluğu metni oluşturur.

Metinler, içeriklerine göre ya da yazılış amaçlarına gö­re farklı isimler alır. Felsefeyle ilgili olanlara felsefi me­tin, edebiyatla ilgili olanlara edebi metin, bilimsel ko­nularda yazılanlara bilimsel metin denir.

Metin bir iletişim aracı ve bir örgü sistemidir. Bu sis­tem, “sözcük – cümle – paragraf – metin” şemasıyla gösterilebilir. Metni oluşturan birimler, birleşerek met­nin ana düşüncesini ya da temasını oluşturur.

Metni oluşturan birliklerin bir kendi anlamı bir de me­tinde kazandığı anlamları vardır. Dil birliklerinin metin­de kazandığı anlam “bağlamla” ilişkilidir. Bu durumda, metinde temel iki ilişki ağı vardır:

Bağlaşıklık: Metni oluşturan kelimeler ve cümlelerin dil bilgisi kurallarıyla birbirine bağlanmasıdır.

Bağdaşıklık: Metni oluşturan parçalar arasındaki an­lam ilişkisidir.

Her metnin bir amacı vardır. Metinde dil, bu amaca yö­nelik işlevde kullanılır. Bu durumda, metinler dilin kul­lanılma işlevine göre sınıflandırılabilir: sanatsal metinler ve öğretici metinler.

Bu metin türleri içinde sanatsal metinlerin ayrı bir yeri vardır. Sanatsal metinlerin tek bir- anlamı- yoktur, an­lamları vardır. Bir metni meydana getiren parçalar ara­sındaki anlam ilişkisine gerçeklik denir.

Edebiyat veya diğer alanlarda yazılan metinler içerik­leri bakımından gruplandırırken genel olarak ikiye ay­rılır.

a. Kurmaca metinler: Olmadığı hâlde varmış gibi tasarlanmış, kurgulanmış olay ve olgulara kurmaca denir. Kurmaca metinler gerçekte olamayan ancak gerçekmiş gibi, yaşanmış gibi varsayılıp üretilen ve okura sunulan metinlerdir.

Kurmaca metinlerde gerçek yaşamdan alınmış kişi ve olaylar yazarca yeniden işle­nerek, değiştirilip ayıklanarak bir bakıma “düşsel bir gerçekliğe dönüştürülerek” anlatılır. Roman, hikâye, masal, tiyatro, halk hikâyesi, destan gibi türlerde yazı­lan metinler kurmaca metinlerdir.

Bir gün kiraz ağacı evini dolduran konuklara dönmüş, şöyle demiş: “Ey konuklar! Söyleyin bakalım daha ne kadar zaman evimde konuk olacaksınız? Bütün gün evimde rahat rahat oturuyorsunuz. Peki bana ne kira ödüyorsunuz?” Konuklardan solucan ve köstebek: “Bilir misin, biz köklerini saldığın toprağı gece gündüz eşeliyoruz. Böylece sen köklerini rahatça daha derin­lere salabiliyorsun. Gelişiyorsun.” Arılar: “Senin çiçek­lerinin balını kim çıkarıp topluyor? Biz olmasak senin çiçeklerinden hiç bal alınmazdı.” Kuşlar da: “Bizim ne­şeli sesimiz, şarkımız olmasa senin için sıkılırdı. Seni biz eğlendiriyoruz.” demişler. Böylece kiraz ağacı ko­nuklarının da kendisine bir şeyler verdiğini öğrenmiş.

Bu metin, bir masal metnidir. Metinde anlatılanların gerçekle ilgisi yoktur. Tamamen anlatıcının hayal dün­yasında oluşturulmuş kurmaca bir metindir.

Kurmaca olmayan metinler: Kurmaca olma­yan metinlerde gerçek olay, kişi ve olgular anlatılır. Ya­zar, gerçeği yansıtır. Anı, tarih, biyografi, gezi yazısı gi­bi türlerde yazılan metinler buna örnek gösterilebilir.

Bir sokak daha dönelim. Toprak kulübeler arasında bir I” arsa… Ortada bir bostan kuyusu ile bir eşek… Eşeğin S arkasında yirmi, otuz metrelik bir ip, ipin ucuna da bir g kova bağlanmış… Hayvan, kuyu ile kulübelerden biri | arasındaki yol üzerinde akşam piyasası yapar gibi ağır © ağır gidip geliyor… Onun her gelişinde kova bir kere kuyuya dalıp çıkıyor, böylelikle de kulübenin su ihtiya­cı gideriliyor… Reşat Nuri Güntekin, Yollarda

Bu metin kurmaca olmayan bir metindir. Reşat Nuri, gözlemlerini bir fotoğraf gerçekliğiyle yansıtmıştır.

EDEBÎ METİN

Edebî metin insanda estetik bir duygu uyandıran, duy­gulandıran, coşturan bir nitelik taşır. Edebî metinin malzemesi dildir. Edebî metnin dili doğal dildir. Ancak sanatçı, doğal dili kendine özgü bir duyarlıkla kullan­dığı için edebi metnin dili doğal dilden farklı, imgesel bir dildir. Edebî metinler çoğunlukla okuyan herkeste, hatta her okuyuşta farklı bir anlam kazanır. Çünkü ede­bi metinlerde dil, gündelik yaşamdakinden farklı kulla­nılır. Sözcükler gündelik dildeki anlamlarının dışına çı­kar. Edebî metinlerde sözcükler çok anlamlılığa uygun bir şekilde kullanılır. Bu nedenle sözcüklere yeni an­lamlar yüklenir. Bu da metnin yorumlanma niteliğini ar­tırır. Bîr dil birimini çevreleyen, ondan önce veya son­ra gelen, birçok durumda söz konusu birimi etkileyen, onun anlamını, değerini belirleyen birim veya birimler bütününe bağlam denir. Bağlam, edebî metinlerde bir kelimenin veya bir ifadenin ait olduğu metnin yapısı ve bütünlüğü içinde, anlam ve değer kazanmasıdır.

Edebî metinler temel ifade şekillerine göre ikiye ayrılır: Manzum ve Mensur

Temel ifade şekillerine göre ikiye ayrılan edebî metinler coşku ve heyecanı dile getirmesi, olay çevresinde geliş­mesi yönünden aşağıdaki gibi gruplandınlabilir :

Coşku ve Heyecanı Dile Getiren Metinler: Şiir, Mensur Şiir

Olay Çevresinde Oluşan Metinler: 1– Anlatmaya bağlı metinler: Roman, hikaye vb. 2– Göstermeye Bağlı Metinler: tiyatro

EDEBİYAT VE GERÇEKLİK

Edebiyatla gerçeklik ilişkisi, edebiyatla uğraşanların öte­den beri tartıştıkları bir konudur. Edebiyatın kurmaca ol­duğu bir gerçektir. Ancak en kurmaca metinlerde bile sanatçıların bir gerçeklik duygusu uyandırmaya çalıştığı görülür. Bunu belki de inandırıcılık için yapar o. Ancak kurmaca bir metin olan edebî metindeki gerçeği günde­lik yaşamımızdaki gerçeklerle karıştırmamak gerekir. Edebiyatta gerçeklik, kurmaca bir gerçektir, daha doğru­su o gerçeklik edebiyatın kendi gerçekliğidir.

Gerçekten de edebiyattaki gerçeklik, çok farklıdır. Edebi­yat ve sanat gündelik yaşamdaki somut gerçeği büsbü­tün ortadan kaldırmasa da ona müdahale eder, başka­laştırır ve kendi gerçekliği olarak çıkarır ortaya. Edebi­yatçının yapması gereken, gerçeğe ayna tutup onu ol­duğu gibi aktarmak değildir. O bir ayna görevi gör­mekten çok bir ressam gibi olmalıdır. Gerçeği kopya etmek değil, ona bakarak yeni bir gerçeklik kurmaktır. Bir doğa parçasının fotoğrafını çekmek başka, o man­zaraya bakarak bir resim yapmak başkadır. Edebiyat­çı gerçeğin resmini yapmalıdır. Yaptığı resim gerçeği sezdirip gerçeğe benzeyebilir; ama bambaşka bir re­simdir artık o. Bu açıdan edebiyatta anlatılan bir duru­mun aynısını gerçek yaşamda göremeyiz. Ancak ben­zerlerini görebiliriz. Sonuçta kurgulanmış gerçeklikle gerçek hayatın gerçekliği çok farklıdır. Elbette bu du­rum, edebî metinlerin gerçekle hiç ilgisinin olmadığı anlamına gelmez. Edebî metindeki gerçeklik, metnin yazıldığı dönemin özelliklerinden izler taşır. Sadece bi­re bir yansıtmaz.

  • Bu şeyh Yusuf da kim oluyor?
  • Mübarek, büyük bir adam. Her yıl gelir, duasını alı­rız. Hastaları okur üfler. Bize güzel nasihatlar verir, yol gösterir. Başı sıkıda olanları selâmete çıkarır.
  • Hangi tarikattan bu şeyh?
  • Bilmem beyim; o kadarını gayri bilemem.
  • Peki, bu adamın şimdiye kadar size ne iyilikleri do­kundu?
  • Çok beyim

Yakup Kadri Karaosmarıoğlu, Yaban

Bu metin kurmacadır. Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Yaban adlı romanından alınan bu metinde bazı kişiler vardır. O kişilerle ilgili olaylar anlatılmaktadır. An­cak bu kişiler ve olaylar gerçekte yoktur. Varsa bile ya­zarca değiştirilmiş, onlara yeni bir gerçeklik kazandırıl­mıştır. Bu metindeki gerçeklik yazarın gerçekliğidir.

Güzel Sanatlar ve Edebiyat Konu Anlatımı bittiyse tüm Edebiyat Konuları için tıklayınız.

TYT Türkçe Konuları için buraya tıklayın.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*